Neveser Hakkında

Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde Neveser’in Kelime Anlamı
İsim, müzik(ne’veser) Farsça “nev” + Arapça “eser” kelimelerinden oluşur.
1) Klasik Türk müziğinde birleşik bir makamdır.
2) Yeni yapıt anlamına da gelir.


Neveser Vapuru
39 numaralı Şirket-i Hayriye vapuru. 1890 senesinde İngiltere'de yandan çarklı yolcu vapuru olarak yapılmıştı. Saatte 11 mil hız yapabiliyordu. 1890’da hizmete giren Neveser, Birinci Dünya Savaşı sırasında askeri taşımada kullanıldı.


Kartpostal:
Jak Deleon'un “Boğaziçi Gezi Rehberi” kitabından.
Bu seferler sırasında düşman gemilerinin saldırısı ile mutlak batmadan şans eseri kurtulan Neveser’in başına gelenleri süvarisi Hayri Kaptan şöyle anlatır:

“Dünya Savaşı başladıktan bir müddet sonra İstanbul Kadıköy’den aldığımız askerlerle Çanakkale’ye doğru yanımızda birkaç vapur daha olduğu halde hareket ettik. İşte bu seferimizde, Boğazdan içeri girmeye nasılsa muvaffak olan düşman denizaltılarından biri ilk torpilini bizim 39 numaraya attı. Biz asker yüklü olarak Gelibolu sahillerine yaklaşmıştık. Rotamız üzerine herhangi bir tehlikeye karşı kıyı tarafımızdan ziyade deniz tarafımızı kolluyorduk. Hâlbuki denizaltı kıyı tarafımızdan sahilin derin sularına gömülüp bizi güzelce gözetliyormuş. İstediği mesafe içine girdiğimiz zaman da torpilini ayarlamış ve hedef 39 numaranın makine dairesi deyip torpili üzerimize savurmuş. Gemideki tayfalardan Kadri ismindeki genç vardiya bekliyordu. Birdenbire Kadri’nin çığlığa benzer sesini işittim. Vardiya Kadri sahilden büyük bir süratle üzerimize doğru gelmekte olan bir cismi işaretle bağırıp duruyordu. Onun bu bağrışması üzerine 39 numarada bulunan askerlerin hemen hepsi merakla bir anda vapurun sancak tarafına birikti. Ben derhal telgrafa yapışıp manevra yapmak istedimse de teşebbüsümün faydasızlığından emin bulunuyor ve ölümü muhakkak görüyordum. Fakat hiç umulmadık bir talih bir an içinde imdadımıza yetişti. Geminin sancak tarafına biriken erlerin ağırlığı yüzünden 39 numaralı vapur sancak istikametinde yattı ve bu sayede su kesimi azalarak torpil geminin altından bize bir zarar vermeden geçip gitti. Bu suretle bu müthiş tehlikeden kurtulduk.”

Neveser 13 Aralık 1916 günü bir Rus denizaltısı tarafından batırıldı. Ertesi yıl yüzdürülerek İstanbul'a çekildi. 1917'de Sakarya Nehri ağzı önlerinde mayına çarparak tekrar battı ve Şirket-i Hayriye filosuna ebediyen veda etti.


Ziya Osman Saba'nın “Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi” kitabında yer alan bir hikaye

“Aklımda öyle kaldığı için, şimdi ona Neveser diyorum. Aradan yıllar geçti. Ona ilk bindiğimde, ayaklarımın yere değmediğini hatırlıyorum. O şimdiki vapurlar gibi, iskelelere ateş alırcasına yanaşıp kalkmıyor, kimseyi koşturmuyor, kimseye vapur kaçırtmıyordu. O şimdiki gibi zil sesiyle değil, iskele memurunun düdüğünü öttürmesi, çımacının halatını çıkarıp yol vermesi ile yavaş yavaş Moda’ya doğru sessizce süzülüyordu… Neveser’le İstanbul’a her inip dönüşümde onun her yerinin, her köşesinin zevkine ayrı ayrı varıyordum… Daha sonraları, kâh sevinçli bir imtihan dönüşümün, kâh Babıâli’ye keyifli, keyifsiz gidişlerimin vapuru olmuştur…
Aradan yıllar geçiyor, Neveser ile beraber denize çıkan gemiler birer birer ıskartaya ayrılırken, Neveser hepsinden dayanıklı çıkarak, çalışmasına devam ediyordu. Vapur iskelesinde yolcuları karşılamaya gelenler sürekli değişiyorlardı. Dün sevgilisini bir gül ile karşılayan genç, bugün bebek arabası ile gelen eşini bekliyordu…
Bu yaz da Neveser’e, öleceğini anladığımız sevgili hasta ile son görüşlerimizin biri olduğunu bile bile konuşmalarımız gibi, bu yaz da bir iki kere olsun, iş dönüşü binebildim… O artık iskelelere “Bırakın da şuracıkta biraz daha dinleneyim” demek ister gibi yaslanıyor, yanaştığı iskeleden güç bela, sanki dürtülmekle ayrılıyor, öylesine yorgun argın çalışıyordu… Yanından geçen genç vapurlara mahzun mahzun yol veriyordu. Arada bir yaptığı arı¬zalar, gazetelerde bile haber konusu oluyordu…
Gün gelecek, bir zamanların genç, dinç, acar Neveser’i, bir zamanlar dilimli tentesini öylesine bir sevinçle çırpındırdığına, burnuyla yarıp köpüklendirdiği suları ta adının hizalarına kadar çıkarttığına bir eski fotoğrafı şahitlik eden vapur, orada, insanların yattığı büyük bir mezarlığa baka baka insanların kaderine benzeyen bir kaderle çürüyüp gidecek…”


Cengiz Özakıncı'nın 2004'te yayınlanan aynı isimli kitabı

“…Kadehlerimizi kaldırıyoruz. Ud sesi geliyor öteden. Bir kız, incecik hem çalıp hem söylüyor: Kimseye etmem şikayet, ağlarım ben halime...

Tanışmamıza, diyor Neveser hanım gülümseyerek.
Gözleri okyanus ve derin; teni toprak ve belki de sıcak. Ekliyor: -ve yazdıklarınıza.

.-ve burada yatmışlara... diyorum. Duralıyor: Evet, Gorbaçov, Toscani gibi ünlüler kalmış bu otelin kral dairesinde, Forbes'te yazıyor…

Kral dairesinin, eskiden hapishane müdürünün odası olduğunu nereden bilsin?...”